29 Ocak 2009 Perşembe

Okuma-Trevanian-Şibumi


Trevanian çok enteresan bir yazar. Nerde olduğunu ne yediğni içtiğini kimse bilmez(miş). Kitaplarını yazıp köşesine çekilen bir tip. Bazı kitlelerce onun hayali bir yazar olduğunu 3-5 insanın bir araya gelip hadi hepimiz edebiyatımızı , bilgimizi konuşturalım adınıda Trevanian koyalım dediği rivayet olunan kült şahsiyet.



Diğer kitapları hakkında yorum yapamayacağım çünkü okumadım. Ama şibumi elinize aldığınız an hele de kitap alırken önce bi arkasına bakalım kim ne deniş ne menem bişeymiş bu diyosanız benim gibi kendiniz yazar kasanın önünde bulabileceğiniz bi statüde. Kahramanımız Hel ne idüğü belirsiz bir insan evladı. Her dili biliyor. Go oynuyor. Aslında Go oynuyor gençliğinde. Çünkü bizim asıl hikaye ye girdiğimiz yıllar da öyle bi dusturu yok. Oyundan öte hayatının bir parçası olmuş Go. Go ya değinmişken bu oyuna sakın sarmayın kafayı yiyebilirsiniz. Kendimden biliyorum. Ergin şahsiyetiyle bi dönem abi tavla sıktı bende satranç dan zerre anlamam diyerek yeşilçam da oynamaya çalışmışlığımız var. Çalışmışlığımız diyorum çünkü oyunu elinize aldığınız da mörfi kanunları sizi bekliyor. Bir numara kazanan kazanır kaybeden kaybeder diyerek sitend ap ayarı vermekte. Ve daha sonra tarihçesini okuduğunuz da aslına binlerce yıldır oynanan bu oyunun asıl gaibinin henüz olmadığı yönünde beyanatlar var. Hel de bu anlamda oyunu hayatına uyarlamış. Bask bölgesinde bi şato almış , onarmış birde eğitimli japon hatunla şato da gününü gün etmekte. Kendini emekli etmiş durumda. Derken günlerden bi gün vefa borçlusu olduğu bi elemanın yeğeni buna sığınkış yardım istemiş gözü dönmüş , Münih olayını yapan lardan hesap sorma peşinde gelir buna. Bu da geri çeviremez. Ve olaylar silsilesi başlar. Kitabı tamamen aktaracak değilim. Yorumlamak istediğim konu Trevanian ın kurgusu. Bir kitap dan çok senaryo gibi ilerlemekte. Güçsüzün yanında olan bir kahraman çok güçlü bir örgüte karşı. Ama aldığımız hava çok güçlü olmasının yanında aptal da olduğunu belirtmekte. Ve kahramanımızın bilgi kaynağı güve de ki bilgiler bende olsa bende yaparım ki lan ne var dedirtmekte. Ve Hel de aynısını uygulamakta.

Kitap da en çok beğendiğim bölüm ise volvo tekmeleme olayı. Okuduktan sonra çıkıp ilk volvo ya tekmelemek isteyebilirsiniz. Tam bir sosyalist göndermesi. Hatta o kdadr sıklıkla yapılıyor ki Hel şatosunda köyüne indiğinde çocuğun biri gelip sopalıyor güzelim volvoyu.

Sonuç olarak ara ara boşluklara düşsede bir solukta okudum. Kafam da şimdiye kadar izlediğim holivud filmlerini de baz alarak filminide çektim. Edinin , okuyun.

26 Ocak 2009 Pazartesi

Futbol üzerine.

Futbol asla sadece futbol değildir. Bir futbol yazısına başlanabilecek en güzel cümle bu olsa gerek. Evet sadece futbol değil. Çok klişe olsa da hayattır futbol. İzlerken de oynarken de fena halde hayattır. kazanmak istersin tutunmak istersin göze girmek istersin. yıldız olmak golü atmak ve daha top çizgiyi geçmeden seyirciye koşmak istersin. oynarken bunları hissedersin ya seyrederken? kazammak istersin ertesi gün işe kendi takımının formasını giyerek olmadı kravatını takarak gitmek istersin. tribüne gitmek avazın çıktığı kadar bağırmak "Yaşa Fenerbahçe" de inletmek istersin oraları. Evet yanlı bir yazı bu. Fenerbahçe sevdalısı bir insandan.

Mabede gidebilmek dışardayken gürültüyü duymak kendinden geçmek koşarak içeri girmek istemek. "Ulan migros gene coşturmuş" diye hayıflanmak ve daha koridordayken laylaya başlamaktır futbol. bitmek bilmeyen devre aralarında "abi ben çay kapıp geleyip" diyip gelene kadar o sıcacık bardakta sadece sıcaklığını muhafaza edbilmek ama yine de ooo iyi geldi hafız ödülünü alabilmektir. Ya da gidilemeyen deplasmanlarda tvbaşında toplanmak biralamak her atakta uğur yapmak penaltıda arkanı dönmektir. Barış Manço öldüğü hafta maça tek başına gidip olanca yağmuru yiyip ama içerde gülpembeye atkısıyla destek olup 6 gole nazaran aklında yıllar geçse de o tribünün güzelliğini yaşatmaktır.

Nitekim futbol asla sadece futbol değildir. Nasıl koyduk lan diyebilmenin zevkidir. Efsanedir.

nargilemin marpucu.


Kış ın anlamı ne? kar, kardan adam, uzun atkılar, bere, eldiven vs. bir dolu şey. ama ne olduysa oldu artık öyle bir kış hayal etmek biraz zor oldu. ocak 26 olmasına rağmen hala boğazda gündüz yürüyüşleri yapmak(boğaz insanı için dolu da yağsa olur gerçi) sahilde çay içebilmek hele benim gibi tiryakiler için nargile bile içebilmek mümkün. şikayetçi miyim asla. :) Ama neler oluyor bu gezegene diye soruyor insan yine de. wall-e filmindeki gibi terkedecek miyiz gezegeni , uzay da tatiller mi planlayacağız ya da matrix de ki gibi bir neo gelip güneşi tekrar açtıracak mı bize?


neyse asıl konudan sapmayalım(asıl konu var mıydı bu arada?). neo yu bilemem ama ben vazgeçemiyorum bu işten. hala bir bardak sıcak çay , bir nargile bir kitap benim için dünyanın en güzel üçlemesi. hele bunu emirgan da yapabiliyorsanız benim gibi değmeyin keyfinize. tamam her yerde içilebilir çok da güzel yapanlar olabilir. Ama sahilde boğazda gemiler gelip geçerken, balıkları evlerine götürürken birileri, akşamüstü yürüyüşlerini izlerken, çınaraltı'nda oturabilmek bana Tanrı'nın en büyük hediyesi olsa gerek.

futbol asla sadece futbol değildir.

futbol asla sadece futbol değildir.